Kandinsky – Ayşe Betül Şener

Wassily Kandinsky, 1866 Moskova doğumlu sanatçı. Modern resmin en önemli temsilcilerinden olmuştur. Bazı sanat tarihçilerince soyut resmin yaratıcısı olarak da kabul edilmiştir.

1886 yılında Moskova Üniversitesi’nde hukuk ve iktisat eğtimi almaya başlamıştır. Bu yıllarda kendini resim yapmaya iten olaylarla karşılaşmıştır, Resim sanatında soyutlamayla ilk kez burada öğrenciyken tanışmıştır. Monet’in sonradan ünlenen ‘’ Saman Yığınları’’ adlı resminden oldukça etkilenmiştir. Empresyonist sanatçıların eserleri Kandinsky’nin çok ilgisini çekmiştir. Büyük fırça vuruşlarıyla oluşturdukları renk ve ışık dokusu; nesneyi zor farkettiren renge dayalı çalışmaları, saf ve canlı renk kullanımlarından etkilenmiştir. Kandinsky bu sayede tanınabilir formlara sahip olmayan resimlerin de güzel görünebileceğini keşfetmiştir.

En soyut en saf ruhsal titreşimleri doğrudan oluşturan müzik Kandinsky’nin önem verdiği sanat dallarından biriydi. Debussy,Schönberg ve Wagner’in iç güzelliğe yönelik müzikleri onu etkilemiştir. Kandinsky için resim de müzikle aynı güce sahipti. Titreşim yaratmayı amaçlayan sanatçı biçimlerle renklerin o kişinin içine işlemesini, kişide müzikte olduğu gibi heyecan ve yankı uyandırmasını istemiştir.

Kandinsky’a göre her rengin insanda uyandırdığı kendine özgü etkileri vardır. Mesela açık renkler gözü daha çok çeker ve tutarlar, açık ve sıcak renkler ise gözü daha çok tutarlar. Alevin karşı koyulmaz şekilde insanı çektiği gibi kırmızı da bakışı çeker e öfkelendirir. Limon sarısı gözleri yaralar. Göz onu tutamaz. Gözler kırpıştırılır ve bakış mavi ve yeşilin sakin derinliklerine dalar. Rengin tad üzerinde de etkisi vardır; mesela açık sarı bize çiğlik ve acılık hissi verir; çünkğ bir limonu düşündürür. Pütürlü görünen ve bakışı yaralayan renkler vardır. Bazı renkler ise aksine düz, kadifemsi bir izlenim verir, insan onları okşamak ister.

Rengin ruh üstündeki etkisini açıklamak için kesinlikle çağrışımla yetinilmediğini söylemiştir. Ona göre renk ruh üzerinde doğrudan bir etki yapma aracıdır. Rengi tuş, gözü ona vuran çekiç, ruhu da bir telli enstrüman olarak adlandırmıştır. Sanatçı da tuşların yardımıyla ryhtan doğru titreşimi elde eden eldir.

Şeklin yalnız başına herhangi bir nesnenin temsili, bir boşluğun, alanın soyut sınırlaması olarak kendiliğinden var olabileceğini söylemiştir. Renklerin de değerinin şekillerle kuvvetleneceği veya hafifleyeceği görüşünü savunmuştur. Sivri renkler sivri bir şeklin içinde değerini daha çok gösterir.mesela br üçgen içinde sarı rengin kullanımı. Derin olarak nitelenen renklerin etkileri yuvarlak şekille şiddetlenir, mesela bir dairede mavi. Aynı zamanda şekln renge uygun düşmemesini bir armonisizlik olarak görmemiş, aksine orda uyumsuzluktan doğan yeni bir imkan olduğunu düşünmüştür.

Kandinsky’e göre doğrudan biçimlerle uğraşmak ruhun sesini kısıtlar. Sanatçı hareket noktası olarak nesneyi sadece doğrudan kopya ederek kullanmanın ötesinde, nesneden kendi ifadesini alarak eserinde bu şekilde kullanmasını gerektiğini söylemiştir. Sanatçı gerçek sanata ulaşmak isterse, nesnenin edebi görünüşünden hareket etmelidir, bu yol onu kompozisyona götürecektir.  Kandinsky manevi yolculuğunda kompozisyonları oluştururken ,iç gereklilikle, doğadan alınma nesneleri kullanmamıştır. Ondaki gerçeklik anlayışı dış doğadan oldukça farklıdır ve insanın iç doğasının gerçekliğine yakındır. Cismi varlıkların mutlaka gerekli olmadığı bir kompozisyonda nesnenin ihmal edilebileceği ve onun yerinde tamamen soyut şekiller veya soyutlaştırılmış cismani şekiller koyulabileceğini söylemiştir.

Kandinsky manevi hareketi üçgen benzetmesiyle anlatmaya çalışır. Sanatçının her zaman sahip olduğu ve olacağı manevi bir hayatı vardır ve sanatçı tüm engellemelere rağmen oraya ulaşmaya çalışır. Dik duran bir üçgende ilerleyiş tabandan yukarıya doğrudur. Üçgenin en dar ve en uç bölümü heycanlar ve yeni anlamlar yüklü olan yarındır. Üçgenin kalan kısımları ise bugündür. Çelişkilerle dolu bu günlerin uç nokta için anlamları vardır. Üçgenin her bölümünde ise snatçılar vardır. Dış başarı ve maddi değerlerle karışmış sanatçı maddeyi nasıl koya edeceğini düşünür. Üçgende yukarı bakan sanatçı ise kendini sezgi sürecine bırakır ve her şeye rağmen zirve yolculuğuna devam eder.

Kandinsky’nin anlaşılması güç bir kişiliği vardır. Çevresinde yer alan şeydesomut nesnelerden soyut geometrik biçimlere, sayılara, renk ve seslere kadar kişiliği varmış gibi karakter niteliği görmüş ve onun üstünde ruhsal titreşimler uyandırmıştır. Aynı zamanda Kandinsky, renk ve sesleri çoğu zaman birbirinden ayırmadığından bahsetmiştir. Wagner’in Lohengrin operasını dinlerken; kafandaki tüm renkler gözümde canlandı demiştir.

Sergi alanı tasarımında göz önünde bulundurduğum noktalardan biri Kandinsky’in biçimleri olduğu gibi ön planda tutmaması oldu. Nesnelerin sadece çizgilerle değil, farklı renk tonlamalarıyla veya farklı yüzeylerle de belirtilebileceğini söylemiştir. Nesneye sırt çevirmesinin en önemli sebebi ruhsal titreşimlerin oluşmasını engelleyen her şeyi ortadan kaldırmaktır. Bunu göz önğnde bulundururak nesnelerin ön planda olmasını engellemeye çalıştım.

KAYNAKÇA

KANDINSKY, Wassily. Sanatta Manevilik Üzerine, Çev. Necati Bigalı, Klişe yayınları ,1981

https://www.mysciencework.com/publication/read/7395538/kandinsky-ve-sanatta-manevilik#page-4

Wassily Kandinsky_ Ayşe Betül ŞENER

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s