Malevich – Tuğba Atsız / Kurt Schwitters – Tuğçe Köprülü

KASİMİR MALEVİCH

Tam ismi: Kazimir Severinoviç Maleviç

Doğumu: 23 Şubat 1879, Kiev, Rusya İmparatorluğu

Ölümü: 15 Mayıs 1935, Leningrad, Sovyetler Birliği

Milliyeti: Rus

Alanı: Resim

Eğitimi: Moskova Resim, Heykel ve Mimarlık Okulu

Akımı: Süprematizm

Meşhur eserleri: Siyah Kare (1915)

1913 tarihli Black Square (Siyah Kare) susan hiçliğin sembolüdür. Malevich’in karesi hiçbir şeye hizmet etmez, amaçsızdır. Beyaz zemin üzerine siyah kare nesnesiz hissiyatın ifadeye gelişinin ilk biçimiydi. Siyah kare formun sıfırı, hissiyat, Beyaz kare ise bu hissin arkasındaki boşluktur. Kare değişir ve unsurları, herhangi bir şekilde onları meydana getiren hissiyata bağlı olarak sınıflandırılabilen, yeni biçimler yaratır. Nesnel dünyadaki hiçbir şey, bilinçli zihnimize göründüğü kadar ‘güvenli ve sarsılmaz’ değildir. Her bilindik nesne değiştirilebilir, yeni ve tanımadık bir düzene sokulabilir.

1918 tarihli Beyaz Üzerine Beyaz Kare’ si başlangıç ve sonuçtur. Beyaz yüzey uzaydır. Hem mükemmeldir hem bitiştir. Hiçliktir, eşitliktir, bağımsızlıktır. Barış içindeki mutluluktur. Bu resim soyut sanatın gelebileceği son evredir.

Süprematizm zamanın akışı içinde nesnelerin birikimiyle karartılmış arı sanatın yeniden keşfidir. Süprematizm eserlerinde açı, çember, dikdörtgen ve haç biçimleri de bulunur. Renk kısıtlaması pek yoktur. Çeşitli tonlar kullanılabilir. Malevich’in oluşturduğu süprematizm de formlar doğayı çağrıştırmaz. Nesnelerin doğal görünümleri dikkate alınmaz. Dinamizm, devinim ve değişkenlik modern hayata hükmeder. Malevich de resimlerinde bu değişen durumları simgeler. Tasarladığı dünyaya ulaşmak için soyuta yönelir. Artık gerçeğin görünümlerinin dışına çıkılır. Sezgiler belirleyici faktördür. Süprematizm heyecanın ritmini, düşünülemeyen ama hissedilebilen soyut evreni, sıfır biçimi temsil eder.

Süprematizm felsefesi, hem maskeyi hem de “gerçek yüzü” şüpheyle izlemekte her türlü gerekçeye sahiptir çünkü o, insan yüzünün tümünün gerçekliğini tartışır. Süprematist gözlemlemez ve dokunmaz. O hisseder. Süprematiste göre nesnel dünyanın görsel olguları, kendi başlarına anlamsızdır. Önemli olan hislerdir. Bilinçli zihinde bir hissin sözüm ona madenileşmesi aslında,  bazı gerçekçi fikirlerin vasıtasıyla, o hisse dair tasavvurun madenileşmesi anlamına gelir. Böyle bir gerçekçi fikir süprematist sanatın bünyesinde değersizdir. Bir sanat eserinin süregelen, hakiki değeri yalnızca ifade edilen hissin içinde bulunur. Bir sanat eserinde nesnel biçimlerin kullanımı, onun yüksek sanatsal değer taşımasının olanaklılığına mani olmaz. Süprematiste göre temsile uygun olan araç daima hissiyatın mümkün olan en kapsamlı ifadesini veren ve nesnelerin bildik görüntülerini göz ardı edendir. Ona göre nesnellik kendi başına anlamsızdır, bilinçli zihne ait kavramlar değersizdir. Hissiyat belirleyici etmendir ve bu sayede sanat nesnesiz temsile “Süprematizm’e” ulaşır.

KAYNAKÇA

Malevich, K. (2013). Nesnesiz Dünya “Süprematizm Manifestosu” Çev.:F.Cansu

Tapan  Dedalus Topkapı/İSTANBUL

KURT SCHWİTTERS

Kurt Schwitters Birinci Dünya Savaşı sonrası ilk avangard kuşağın şairidir, ressamıdır, heykeltıraşıdır, mimarıdır, masalcısıdır, eliştirmenidir. Schwitters 1887’de Hannover’da doğmuştur. Picasso, Braque ve Matisse gibi Schwitters de geleneksel sanat öğrenimiyle resme başladı. Ama her nasılsa 1918 gibi erken tarihte Berlin’de bir sergide, atılımı hızlandırmak için aşırı tutucu bir gösteriden uzaklaşarak, tümüyle non-objektif türde yaıtlarının ilk izlerini gösterdi. Bundan Schwitters gerçekte kolaj içinde kendi kişisel üslubunu buldu. Schwitters’ın sokakta bulup getirdiği elemanları modern sanatta ilk kez görülen çok tuhaf gereçleri kullandığını belgeler. Etiketler, pullari otobüs biletleri, oluklu mukavvalar, ambalaj kağıtları, buruşturulmuş kesilmiş şeffaf kağıtlar, posta damgaları, zarflar, adresler, ticari amblemler, paketler üzerinde ya da gazetelerden alınmış sloganlar, çeşitli kaynaklardan elde edilmiş harfler, sayılar, paralar, mantar tıpalar, kumaş ve düğmeler, çivi, cıvata, parçlanmış ya da bütün halinde fotolar, dergi reimlemeleri, litografik sanat yapıtları, kese kağıdı, devlet kurumlarının ya da dostlarının adresleri, sözcükler, tümceler, bütün bunlar yazınsal ya da otobiyografik anlatımlar için kullanılıyordu. Bunlardan başka toz, gümüş sırrı, damgalar, tahta parçaları, lastik mühürler, tel, ayna, kibrit tekerlek, talaş ve daha pek çok şey… 1920’de Schwitters ilk kez kolaja başladığından bir yıl sonra şöyle yazmıştır: “Ben değişik türde gereçleri birbirlerine uydurduğum zaman, yağlıboyada zaten bun adım atmıştım. Renge karşı renk, çizgiye karşı çizgi, biçime karşı biçim dışında, buna ek olarak, gerece karşı gereci denedim. Örneğin tahataya karşı çuval gibi…” Bir başka yazdığı yazıda da şöyle der: ” Her sanatçı remini sıfırdan başlatmada özgür olamalıdır. Ama eğer bir resmi biçimlendirmeye yeteneği varsa, örneğin karalanmış bir kağıttan başlayabilir pekala” derken bir başka yerde, ” Gerçekte, bir resimde, neden diğerinin fabrikada yapılmış boyaları kullandığı halde, aynı biçimde gereçlerin gereçlerin kullanılmadığını anlayamıyorum. Örneğin eski otobüs ve tramvay biletleri, deniz kıyısında aşınmış tahta parçası, dolap numaraları, ip parçası bisiklet tekerleğinin segmanları, birkaç harf benim görüşüme göre toplumsal bir tavır ve sanatsal alanda kişisel tadlar içerir.” der.

Schwitters kolaj resimlerini yaptığı ilk yıllarda tek hecelik merz sözcüğünü hemen hemen bir rastlantı sonucu bulmuştu. Bunu şöyle ifade eder: ” Gereç kullanımı üzerine kurduğum işlerime Merz adını verdim. Bu Kommerz sözcüğünün ikinci hecesidir. Bu ad bir resimden doğdu. Kommerz und Privat Bank’ın ilanından kesilmiş ve soyut biçimler arasına yapıştırılmış olan Merz sözcüğü imajlar üzerinden okunabiliyordu. Kağıt, tutkal ve çivi gibi şeylerden yaptığım bu  resimleri ilk kez Der Sturm Galerisinde sergiledim. Bu yeni türde yaptığım resimleri adlandırmak için bir jenerik isim bulmalıydım. Onun için bütün yapıtları “Merz resimleri” olarak adlandırdım. en tipik yapıtın adı olan bu sözcüğü daha sonra genişlettim ve önce şiirlerimde sonra da bütün haberleşme işlerimde kullanmaya başladım.” Yani  Schwitters’ın sanatında bütün yaptığı şeyler birdir: Merz’dir. Farklı farklı bütün sanatları Merz karışımında birleştirmek, aslında onları parçalamak demektir: Önce en küçük bileşenine kadar fragmanlara ayırmak; sonra da bu fragmanları arzuya göre birleştirmek; ve sonunda, onlardan keyfi  anlamsız asamblaj çıkarmak. Ya da bu fragmanları “bir saf olay” içinde, hayat içinde eritmek: bir cins simya.

Schwitters, savaş çağının ve “bilimsel teknolojik devrim” çağının bir sanatçısıdır ve her ikisi de insanın eylemini, hayatını, zamanı ve mekanı parçalar; biri savaş makineleriyle, diğeri endüstri makineleriyle. Merz’in davası ise parçaları köklerine iade ederek, birleştirmek ve yeniden bir kozmik armoni sağlamaktır. Schwitters için sanatın ilkesi ritimdir. Dünya’ya ait sezgi-gizem birliğinin açığa çıkarılmasıdır.

Schwitters Merzlerini atıklardan, hurdadan, döküntülerden, çöpten yaratır. Merzbilder dediği Merz resimleri tual üstüne çakılmış veya tutturulmuş tahta, kağıt, metal, ağaç, oyuncak tel parçalarından oluşur. Kendini “Ben Kurt Schwitters, resimleri birbirlerine çivilerim” diyerek tanıtır. Çivilemek için tual gibi geleneksel formatları kullanması kasıtlıdır. Hem sanatın tarihi ile bağını, hem de bu bağı nasıl koparttığını ima eder.

Schwitters’ın Merz sanatında  da sesler ve cisimler parçalanıp yeniden öğütülürken amaç, onları ilksel formlarına döndürmektir. Uygarlık öncesi, akıl öncesi, metafizik öncesi, gizemli anlamsızlıklarına, amaçsızlıklarına, işlevsizliklerine. Dolayısıyla Schwitters’ın çöpten fragmanları başlangıçlarla, yaratılışa ilişkin hafızalarla yüklüdür.

Schwitters bütün hayatını adayacağı mimarlık eseri Merzbau’yu veya diğer adıyla Erotik Katedral’i hayal etmeye, Merz Sütunu dediği bir takım heykellerle başlar. Ahşap, mukavva, hurda demir levhalar kırık mobilya parçaları, tablo çerçeveleri gibi atıkların asamblajıdır. En tepede oğlu Gerd’in ölüm maskesi vardır. Merzbau’da başak odalar, köşeler, inler bulunur ve bunların isimleri vardır. Erotizme adanmış bu tapınağın rahibi Schwitters, günümüzde çöp evlerde yaşayan psikopatları hatırlaır. Merzbau sergilenmek amacıyla yapılmış bir eser değildir. Çünkü orasını Schwitters’dan başka kimse anlamdıramaz.

Schwitters 1948’de Londra’da yaşamını yitirmiştir.

Tuğba Atsız rapor tuğçe köprülü

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s