Kandinsky – Hümeyra Damacıer / Malevich – Damla Su Öz

    WASSİLY KANDİNSKY

Kandinsky 1866’da Moskova’da doğdu. Hukuk fakültesini bitirmiş olmasına rağmen 1896 yılında Münih’e giderek resme yönelmeye karar verdi. 1904’te Gabriele Münter ile 4 yıl sürecek olan empresyonistlerin sanat yaklaşımında incelemede bulunacakları Venedik, Tunus, Hollanda, Fransa ve Rusya gezilerine başladılar. 1908’de tekrar Münih’e dönüp yerleştiler.  

Sanatçı, önceleri İzlenimci; daha sonra da Fovist eğilimli manzaralar yaptı.1910′dan    sonra figüratif eser vermedi. 1909 yılında Murnau manzaralarını ve ilk Emprovizyonlarını meydana getirmeye başladı. 1911′de Kandinsky ve arkadaşları Der Blaue Reiter (Mavi Binici) akımını oluşturdu. Der Blaue Reiter yeni dönem için müzik, tiyatro ve bilimsel alanları da kapsayarak soyut resim, gerçekçilik akımları, primitive sanatlar ve çocuksu çizimler için adeta bir yön gösterici işlevindeydi. Kandinsky yaklaşımını 1912 yılında yayımlanan Sanatta Zihinsellik Üzerine adlı kitapta geliştirdi.  1914′te bu ekspresyonist akım sonlanmış oldu.

Kandinsky 1922-1933 döneminde Bauhaus’un Weimar okulunda öğretmenlik yaptı. Bu dönem içinde, 1925’ te Kandinsky’nin resim hayatındaki ‘soğuk romantizm’ dönemini çok güzel ifade eden ‘Sarı-Kırmızı-Mavi’ adlı eserini yaptı.  1926-1933 yılları arasında 159 yağlıboya ve 300 suluboya eser üretmiştir. Maalesef ki bunların büyük kısmı Nazilerin Kandinsky ve diğer sanatçılar üzerinde uyguladıkları dejenerasyon politikaları ve baskıları sonucu kayboldu. Soyut sanatın kurucularından Kandinsky 1944′de Paris’te yaşamını yitirdi.

Kandisky için her sanat eseri , zamanının çocuğu ve duygularımızın anasıdır. Sanat ise manevi değerlerin ve iç zenginliğin betimlenmesidir. Kandinsky manevi hayatı en küçük ve en sivri olanı üstte bulunan eşit olmayan bölümlere ayrılmış büyük bir üçgen olarak şematize etmiştir. Sanatçılar, üçgenin bütün kısımlarında görülebilir. Bu üçgende aralıksız çalışmayan ve sürekli mücadele etmeyen bir süre sonra yok olur. Ama üçgen yavaş olarak karşı konulmaz bir kuvvetle yükselir. Manevi üçgende ne kadar yükseğe çıkılırsa, korkunun kenarları o kadar sert, net ve yaralayıcı olur. Bu noktada edebiyat, müzik ve sanat ilk temas edilenlerdir.

“İnsan ruhu en hassas noktasına dokunulduğu zaman cevap verir.” Kandinsky bu düşünceyi İç Gereklilik Prensibi olarak adlandırmıştır. Bu prensip üç mistik gereklilikten oluşur :

1) Yaratıcı olan her sanatçı, kendi kişiliğine has olanı ifade etmelidir.

2) Çağının çocuğu olarak, her sanatçı bu çağa has olanı ifade etmelidir.

3) Sanatın hizmetkarı olarak, her sanatçı genel olarak sanata has olanı ifade etmelidir.

Renk, ruh üzerinde doğrudan bir etki yapma aracıdır. Renk tuş, göz ona vuran çekiç, ruh da bir telli enstrümandır. Sanatçı ise tuşların yardımı ile ruhtan doğru titreşimi elde eden eldir.

Kandinsky’e göre resim, amacına ulaşmak için iki imkana sahiptir :

1) Renk

2) Şekil

Şekil, bir boşluğun, alanın sadece soyut biçimde sınırlanması olarak, kendiliğinden var olabilir. Sınırsız olarak yayılan bir renk yoktur ama hayal gücü bize sınırsız bir rengi temsil etme imkanı verir.

Şekil ve renk birleşince birbirlerine bütünleyen daha derin bir anlam ifade ederler. renkler, sivri bir şekil içinde kalitelerini daha iyi gösterirler. (Mesela bir üçgende sarı). Derin olarak nitelenebilen renkler kuvvetlenirler, etkileri yuvarlak şekillerle şiddetlenir. O halde her şekil, bir içselliğe sahiptir.  Bunun dışında biçimi içerikten kopuk olarak tasvir eden Kandinsky için, biçimi farklı içeriklere yamamak, kendi sanatı içindeki deneyimsel oyununu fiziksel olarak mümkün kılan biricik dayanaktır. Kandinsky’e göre tablodaki şekillerin ve renklerin kendi anlamları kadar bütünde oluşturdukları kompozisyon da önemlidir ve bir bütün ifade etmeden tablo yeterince etkili olamaz.  Renk, desenle birleştiği zaman gerçekten saf sanat olarak ilahi olana hizmet edecektir.

Kandisky renkleri belirli duygular ve sesler ile ifade etmiştir. Böyle bir yol izlemesinde sinestezi olmasının büyük bir etkisi vardır.

Renkli tonun sıcaklığı veya soğukluğu , bu tonun açıklığı ve koyuluğu üzerimizde yapacağı etkiyi önemli bir şekilde etki eder.

Sarı :  Sıcak, hiddetli ve öfkeli. (Etkisi açıklaştığı oranda artar.)

Mavi : Sakin, sert ve soğuk. (Etkisi koyulaştığı oranda artar.)

Yeşil : Hareketsiz ve pasif. İki zıt rengin karışımından oluştuğu için bir durgunluğa sahiptir.

Kırmızı : Ateşli, ıstıraplı ve gururlu. Kırmızı da güvenilir bir kuvvet vardır.

Beyaz : Ansızın anlaşabilen gizli bir sessizlik.

Siyah : Gelecek ümidi olmayan bir sessizlik.

Gri : Ümitsiz bir hareketsizlik.

Kahverengi : Tarif edilemez bir iç güzelliğe sahip bir engel.

Turuncu : Kuvvetinden emin ve sağlıklı.

Mor : Hastalıklı, sönmüş ve hüzünlü.

Renklerin nüansları müziğinkiler gibi incedir.Ruhta uyandırdıkları tam olarak titreşimlerle ifade etmek eksik kalır.

Kandinsky’nin diğer tablolarına göre daha çok öne çıkan üç çeşit tablosu vardır :

1) İzlenimler : ‘Dış Tabiat’ın çizilmiş ve boyanmış bir şekilde doğrudan izlenimi.

2) Emprovizasyonlar : Büyük ölçüde şuursuz ve çok zaman aniden , iç karakterli olaylardan meydana gelmiş, yani ‘İç Tabiat’ın izlenimleri.

3) Kompozisyonlar : İlk başlangıçtan beri ele alınmış, incelenmiş ve uzunca çalışılmış iadeler. Zeka, şuur, niyet, kesin gaye burada çok önemli rol oynar ; yalnız, üstün gelen, hesap değil, daima sezgidir.

 

KAYNAKÇA :

1)  Vassily Kandinsky (1912 Berlin) , Sanatta Manevilik Üzerine, çev.: Tevfik Turan, İstanbul  Yapı Kredi Y. 1993

2)  Web kaynağı :/ http://tasarimtarihi.wordpress.com/2013/12/28/wassily-kandinsky-sunum/  başlık : Wassily Kandinsky Sunum / tarih : 28 Aralık 2013

KAZİMİR MALEVİCH

Malevich 1879’da Kiev’de doğmuştur. Ailesi ve yaşadığı yer nedeneiyle  oldukça farklı ve fazla kültürle tanışma şansına sahip olmuştur. 1896’da babasının ölümü nedeniyle Moskova’ya taşındı ve orada sanat eğitimine başladı. Bu sırada bir çok sanat akımının öncüleriyle tanışma fırsatı buldu. Yapıtlarıyla onların arasına katıldı. Kübistlerle ve Futuristiklerle iletişim içinde kaldı ve onların eğilimlerine yeni anlayışlar getirdi. Siyah Kare (1915) ve Beyaz Üzerine Beyaz (1918) adlı yapıtlarıyla ses getirdi. Malevich sanatın nesnesizliğini savunarak etkisi hala süren süprematizmin en önemli temsilcisi olmuştur.

SÜPREMATİZM

Malevich süprematizmden anladığım yaratıcı sanattaki saf hissiyatın üstnlüğüdür der. Süprematiste göre nesnel dünyanın görsel olguları, kendi başlarına anlamsızdır; önemli olan hislerdir. Bir sanat eserinin süregelen hakiki değeri yalnızca ifade edilen hissin içinde bulunur. Nesnelliği amaç edinen , nesnel bir temsil, sanatla ilgisi bulunmayan bir şeydir. Yine de bir sanat eserinde nesnel biçimlerin kullanımı onun yüksel sanatsal değer taşımasına engel olmaz.

Süpermatiste göre temsile uygun olan araç daima, hissiatın mümkün olan en kapsamlı ifadesini veren ve nesnelerin bildik görüntülerini göz ardı edendir. Hissiyat belirleyici etmendir ve bu sayede sanat nesnesiz temsile Süpermatizme ulaşır.

1913 senesinde, Malevich sanatı nesnelliğin kararlılığından kurtarmaya yönelik beyaz üzerine siyah kare tablosunu sergilediğinde eleştirmenler ve onlarla birlikte halkın “Sanata dair her şey yitirilmiştir. Hepimiz çöldeyiz. Önümüzdeki beyaz zeminde siyah bir kareden başka bir şey değil! ” diyerek iç çektiğini söylemiştir.Kare eleştirmenlere ve halka anlaşılmaz ve tehlikeli göründü… ve bu tabii ki bekleniyordu.Bildik olan gittikçe daha fazla arka plana doğru uzaklaşır.Malevich özgüreleştirici nesenesizliğin mutluluk veren duygusu beni , hisler haricinde hiçbir şeyin gerçek olmadığı çöle yönlendirdi. Ve böylece hisler yaşamın özü haline geldi. Sergilemiş olduğum boş kare değil nesnesizliğin hissiyatıydı.

Sanat artık devlete ve dine hizmet etmekle ilgilenmez, nesneye ilişkin hiçbir şey yapmamayı ister ve nesneler olmaksızın da ,kendi içinde ve dışında var olabileceğine inanır.İnsanın içinde alevlenen duygular, insanın kendisinden daha güçlüdür. Ne pahasına olursa olsun bir çıkış yeri bulmalıdır. Uçaklar Berlin’den Moskova’ya iş mektupları taşımak için tasarlanmadı , bu hız arzusunun karşı konulmaz dürtüsüne itaat edilmesiyle tasarlandı der Malevich.

Beyaz zemin üzerine siyah kare, nesnesiz hissiyatın ifadeye gelişinin ilk biçimiydi.Kare=hissiyat, beyaz zemin= bu hissiyatın ötesindeki boşluk.Halkın geneli, temsilin nesnesizliğinde, sanatın ölümünü görüyor ve açıkça görünen, hissiyatın burada harici bir biçimi üstlenmiş olduğu olgusunu kavrayamıyordu.Süprematizm yeni bir hissiyat dünyası doğurmadı bunun aksine, hissiyat dünyasına ait temsilin  bütünüyle yeni ve doğrudan bir biçimini var etti.Kare değişir ve unsurları meydana getiren hissiyata balı olarak sınıflandırılabilen, yeni biçimler yaratır.

Antik bir sütunu incelediğimizde artık,yapısının, binada yerine getirdiği teknik görevle olan uygunluğu ilgimizi çekmez fakat ondaki,saf hissin cismi ifadesini tanırız.Artık onda yapısal bir gereklilik görmeyiz, onu kendi başına bir sanat eseri olarak görürüz.Antik bir tapınağın güzelliği,bir zamanlar belli bir sosyal düzenin veya bununla bağlantılı bir dinini sığınaı olarak hizmet vermesi sebebiyle değil , terisne,biçiminin,plastik ilişkilere karşı saf bir hissiyattan kaynaklanmış olması sebebiyledir. Tapınağın inşasında cismi ifadesini bulan, sanatsal hissiyat bizler için, sonsuza dek geçerli ve hayati olacaktır fakat bir zamanlr onu kapsayan sosyal düzen için ölmüştür.

Malevich faydalı olanın her zaman işe yaramayacağını şu sözleriyle açıklamış: “Müzelerde gördüğümüz her bir nesne; tek başına bir nesnenin sahiden yararlı , başka bir deyişle , kullanışlı olmadıı gerçeini açıkça destekler, eğer öyle olmasaydı bir müzede olmazdı. “Bugün bize yararlı ve kullanışlı gözüken şeylerin, yarın kullanımdan kalkmış olmayacağını varsayacak, en küçük bir gerekçemiz var mı ?Ve en eski sanat eserlerinin binlerce yıl önce olduğu gibi bugün de , güzelliklerinde ve kendiliğindenliklerinde aynı derecede etkileyici olmadı bizi durdurmamalı mı ? Süprematistler, gerçek “maskesiz” sanatın zirvesine erişmek ve hayatı, bu avantajlı noktadan, saf sanatsal hayatın prizmasından izlemek için çevrelerinin nesnel temsilini kasıtlı olarak bıraktılar.

Sanatçılar , her zaman için temsillerinde insan yüzünü kullanmaya tutkundur.Çünkü onda hislerini iletibilecekleri en iyi aracı görürler.(anlamlı mimikler). Süprematistler yine de insan yüzünün  (ve doğadaki nesnelerin genelinin)temsilini bıraktılar ve hislerin aracısız hale getirecek, yeni semboller buldular; aksi halde süprematist gözlemlemez ve dokunmaz o hisseder.

Süprematizm, yaratıcı sanata yeni olanaklar doğurdu.Çünkü sözüm ona ” pratik tasavvurların” terk edilmesi sayesinde, tuvalde sunulan blastik bir his uzaya taşınabilir.Sanatçı  artık tuvale bağlı değildir ve kompozisyonlarını tuvalden uzaya aktarabilir.

Malevic ile ilgili bilgileri okurken en çok ilgimi nesnesizliği savunan süprematizm çekti.Hislerin daha ön planda olduğu, gerekliliğin geçici olduğunu fakat duyguların , hissedilenin kalıcı olduğunu düşünen Malevich basit görünen ama aslında somut değil soyutlama olduğu için daha karmaşık olan süprematizme uygun çarpıcı eserler vermiş.Ben de Malevich’in en önemli öncüsü olduğu bu akımını tasarlayacağım sergi alanına yansıtmaya karar verdim.

KAYNAKÇA:

Malevich,K (2013). Nesnesiz Dünya “Süprematizm Manifestosu” Çev.:F.Cansu Tapan  Dedalus Topkapı/İSTANBUL

http://dergipark.ulakbim.gov.tr/sduarte/article/view/1018001220/0

WASSİLY KANDİNSKY hümeyra KAZİMİR MALEVİCH damla

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s