Fernand Leger – İrem Abacı

Joseph Fernand Henri Leger ,4 Şubat 1881’de doğmuş sanatçıdır.

Paris ekolü sanatçılarının başında gelir.Ressam,heykeltıraş,illustrator,seramikçi,sahne tasarımcısı ve film yapımcısıdır.20.yy’ın ilk yarısında Paris’in önde gelen,en dikkat çeken sanatçılarından biridir.İşleri 1910larda kübizmden gelen soyutlamalardan,1950lerdeki kendine özgü gerçekçi betimlemelere kadar birçok değişim geçirmiştir.

4 Şubat 1881’de Fransa’nın kuzeyinde Normandiya bölgesinin küçük bir kasabası olan Argentan’da doğmuştur.. . Çiftliklerinde yetiştirdiği hayvanları satarak geçimlerini temin eden babasının ölümünden sonra, annesinin gayretiyle, tahsilini Argentan kolejinde, sürdürmüştür. 1896’da koleji bitirince 1897-99 yılları arasında,Caen’de bir mimarın yanında çırak olarak çalışmıştır. 1900 yılında Paris’e gitmiş,burada  yine bir mimarın ve bir fotoğrafçının yanlarında çalışmıştır.. Askerliğini yaptıktan sonra 1903’te Dekoratif Sanatlar Akademisi’ne devam etmiştir. Güzel Sanatlar Akademisi’ne de kaydolmak istediyse de buraya kabul edilmemiş,mecburen bazı özel kurslara devam etmiştir. Bu arada bir fotoğrafçıda rötüşör olarak bir mimarın yanında da grafiker olarak çalışmıştır. Nihayet ilk atölyesini, arkadaşı André Mare ile Avenue de Main’de açmıştır.

Geçirdiği bir rahatsızlık üzerine 1905 – 1906 yıllarında Korsika’ya gidip nekahat devresini orada geçirmiştir. Çizdiği bir dizi peyzaj’da Cézanne’ın etkisi altında olduğu görülmektedir. Paris’e dönünce, başka hiçbir yerde çalışmayıp kendini tamamıyle resme vermiştir.

Boyutlu, plastik, akıcı, bir renk ve ışık dünyasına girmiş,giderek, Picasso ve Braque’ın yöneldiği kübizme ilgi duymuştur. Bu olağanüstü ortamda, kişisel eğilimi, açıklık kazanarak şekillenmeye başlamıştır.

1911’de, Villon, Delaunay, Gleizes, Picabia, ve Kupka ile birleşerek, kübizmin gerçekçiliğine karşı, salt bir geometri ve ışık boyutunu öngören bir grup meydana getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı çıkınca grupları dağılmış ama, elde ettiği tecrübeler Léger’in sanatına yepyeni bir teknik uygulama zorunluğu vermiştir.Burada makine formlarının güzelliğinden etkilenmiştir.Herkes gibi Fernand Léger de silâh altına alınmış ve Argonne cephesine sevk edilmiştir. Verdun’de savaşırken cephede kullanılan zehirli gazdan zehirlenerek bir süre hastanede yatmıştır.

1920’lerde, La Corbusier’le tanışmış,aralarında bir dostluk ve çalışma beraberliği doğmuştur. Eserlerinde, hacimler, kesin kitleler ön plana geçmiş,boşluklar,aralar ortadan kalkmıştır. Resmi, büyük bir gerilim ve dinamizm kaplamış;insanlar, kişisel duygularından arınarak, kımıldayan, hareket eden, gerçek ilişkileri olan bir görünüş kazanmışlardır.Modern endüstriden objeleri bazen dinamik,bazen statik şekilde,cesur renklerle resmetmiştir.

Léger, tablolarının, bir fikir veya bir duygu kaynağı değil, gerçekten var olan somut ve canlı bir kitlenin, sembolü olmasını istemiştir. Derinliğine incelediği, tek renk tonlarına yönelmiş;enerji, denge ve madde unsurlarını aynı değerde canlandırmayı yeğlemiştir. Onun için, madde hiçbir zaman cansız, duygular hiçbir zaman soyut olmamıştır. Her hareketi, hareketi yaratan maddeye kenetlemiş;neşenin de, hüzünün de bir ağırlığı olduğuna, bir güce bağlandığına inanmıştır.

1924’te, Mekanik Bale adlı ilk filmini çevirmiş,filmin setlerini ve baletlerin kostümlerini tasarlamıştır.Sorbonne’da, Collège de France’da Berlin’de hatta Corbusier ile gittiği bir seyahat dönüşünde Paris II isimli transatlantikte konferanslar vermiş, çeşitli duvar panoları yapmıştır.

1935’te Léger büyük bir başarıyla eserlerini, New York Modern Sanat müzesinde sergilemiştir. Nelson A. Rockefeller’in New York’taki dairesinin dekorasyon işleriyle uğraşmıştır.

Fransa’ya dönünce bilhassa dekorasyon işleriyle ilgilenmiş, 1940’da memleketi Almanlar tarafından işgal edilince tekrar Amerika’ya gidip 1945 başına kadar orada kalmış ve Yale Üniversitesi’nde ders vermiştir.Bu süreç içinde dalgıç,akrobat ve cyclistlerin kompozisyonlarını yapmıştır.

1945’te Fransa’ya dönünce bazı politik olaylara katılıp, tertiplenen gösteri yürüyüşlerinde onların safların da yer almıştır. Bu arada resimden ziyade mimari dekorasyon işleriyle ilgilenmiştir.

1949’da Paris’teki Modern Sanat Müzesi’nde eserlerinden müteşekkil büyük bir sergi açılmıştır. Ertesi yıl biraz daha küçük çapta olmak üzere Londra’daki Tate Gallery’de de bir sergi açmıştır.

Aynı yıl karısı Jeanne ölmüş,iki yıl sonra Nadine Khodessevitch adındaki bir öğrencisiyle evlenmiş ve onunla gidip Gif-sur-Yvette’deki çiftlikte yaşamaya başlamıştır. Bu arada Belçika’da bir seri konferans vermiş,Flaman Kraliyet Akademisi’ne üye seçilmiştir.New York’taki Birleşmiş Milletler binasına büyük bir pano çizmiş; devamlı seyahat etmiştir.

1955’te Prag’daki kongreye başkanlık ettikten sonra yorgun ve bitkin bir vaziyette çiftliğine dönmüş ve 17 Ağustos 1955’te genç karısının kolları arasında ölmüştür.

Yetiştirdiği Öğrenciler:                                          Katıldığı Akımlar:

-Haşmet Akal                                                        -Kübizm

-Louise Bourgeois                                                 -Modernizm

-Olle Bærtling                                                        -Orfizm

-Walter Klose

-Heinrich Hussmann

KÜBİZM

  1. yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır.Kübizmterimi I. Dünya Savaşı‘ndan önceki yıllarda Paris‘te gelişen bir resim akımını belirtir. O dönemde Avrupa’da biçimlenmekte olan modern sanatın ışığın geçici etkilerini resmetmek olan izlenimcilerden hoşnut olmayan bir genç ressamlar kuşağı yetişiyordu; bunlar, Matisse’in çevresinde toplanmış olan fovların çok renkli resim sanatından da hoşlanmıyorlardı. Empresyonizm’e egemen olan görme duygusu yerine, Kübist’ ler aklın başatlığına dayanan aklın gücünü ortaya koymak istiyorlardı.Tablolarını sağlam temellere oturtmak istiyor ve bu konuda ressam Paul Cezanne‘ın izinden gidiyorlardı. Nitekim bu ressamlar, Cezanne’dan, onun son Provence manzaralarından ve natürmortlarından esinlenecekler, bundan da kübizm doğacaktı.

Kübizm adı, Georges Braque’ın bir tablosunu gören bir sanat eleştirmeni olan Louis Vauxcelles‘in bu tablo için «küçük küpler» sözünü kullanmasıyla ortaya çıkmıştır. Bir yanılgı sonucu yeni resme uygulanan bu deyim, Picasso ve Georges Braque’ın o tarihlerde birbirine pek benzeyen ilk kübist eserleri konusunda bir fikir verebilir. Her ikisi de hacimlerin iç içe geçtiği portreler, manzaralar, natürmortlar çizmekteydi. Onlar iki boyutlu (en ve boy) olan tuvalin yüzüne doğada üç boyutlu (en, boy, derinlik) olan nesneleri çizebilmenin çarelerini araştırıyorlardı. Bu, yeni bir sorun değildi; bütün resim sanatının sorunuydu; ama o zamana kadar, derinlik izlenimi perspektif aracılığıyla verilebiliyordu.

Picasso ile Braque, her şeyden önce bir tablonun ne olduğunu unutturan bu çözüm yolunu bir yana bıraktılar: Tablo, aslında dümdüz bir yüzeydir. Braque ile Picasso, biçimleri tuvalin üzerine kademeli sıralayarak üst üste yerleştirdiler. Zaten onların niyeti, gerçeği gördüğümüz gibi değil, olduğu gibi göstermekti: Yerimizi değiştirmeden bir nesneye baktığımız zaman onun sadece bir kısmını, bir köşesini veya bir yüzünü görürüz

Kübistler ise nesneleri, sanki çevresinde dolaşıyorlarmış gibi, birkaç bakış açısından, cepheden, yandan, üstten, alttan bakarak aynı imge üzerinde göstereceklerdir. Aynı şekilde, bir yüzü hem yandan, hem de iki gözü görülecek biçimde (karmaşık görüntü) vereceklerdir.

1911‘e doğru Braque ve Picasso için, nesneleri kat kat açıp saydam küçük yüzeylere bölmek, kenar çizgilerini kırmak, gerçek bir oyun haline geldi; o kadar ki, neyin resmini yaptıklarını anlamak giderek zorlaştı. İki ressam o sıralarda Avrupa’nın başka merkezlerinde doğmakta olan soyut sanata çok yaklaşmış.

Kübistler, sanatlarını geliştirirken gerçeği tamamen özgün bir biçimde resim sanatına sokmak amacını güttüler: resme tamamen yabancı öğeleri (kâğıt, gazete parçaları, kibrit çöpleri) tablolarına yapıştırdılar. Üstelik boyalarına kum karıştırdıkları da oluyordu. Bütün bunlar günümüz resim sanatında sık sık rastlanan şeylerdir, ama o dönemde hiç görülmemişti. Kübistler bunu hem gerçek ile ilişkilerini yitirmediklerini göstermek, hem de resimde imtiyazlı madde diye bir şey olmadığını, bir tablonun herhangi bir şeyle yapılabileceğini göstermek için yaptılar. Yeter ki, tablo, biçimlerin tutarlı bir kompozisyonunu oluştursun.

Açıklık kaygısıyla, yapısal çizgileri iyice azalttılar ve kompozisyonlarına, hemen belirli bir nesneyi akla getiren resmedilmiş biçimleri eklediler: sözgelimi, bir gitarı belirtmek için teller ve bir eğri, keman için üzerindeki delikleri, şişe için ise şişenin boynunu çizmekle yetindiler.

Sanat felsefesi olarak, ayrı ayrı yerlerde geçen şeylerin birlikte ve aynı zamanda cereyan ettiğini tasavvur ve tasvir etmek düşüncesi ile, karışıklıktan hoşlanma zevkinin birleştirilerek ifade edilmesi esasına dayanır. Nitekim kübistlerin eserlerinde karmakarışık imajlara ve dağınık kelimelere rastlanır.

Kübistler, herhangi bir şeyde gözün türlü yönlerden görebildiği özellikleri, bir arada geometrik şekillerle göstermeye çalışır. Bu tarz resimlere kübik resim adı verilir. Kübizm, eşyanın uzaklık ve yer içinde kapladığı hacim kanununu temel hareket noktası olarak alır. Bu akıma mensup sanatçılar, resimde özün, değişmeyenin peşinde koştuklarını savunurlar. Onlara göre, konunun sadece görünen yönünü değil, görünmeyen tarafını da göstermek gerekir.

Bu akıma mensup olan edebiyatçıların gayesi ise, duygularla olayları birbirine karıştırmak, ayrı ayrı yerlerde geçen olayların birlikte, aynı anda olduğunu kabul etmek ve bu anlayışta eser vermektir. Bu yüzden kübistlerin eserleri oldukça karmaşıktır.

Kübistler, resimde renk oyunlarının yankılarını, güneş ışınlarının tabiat içinde uyandırdığı parıltıları bir yana bırakarak, eşyanın geometrik yapısına önem vermişlerdir. Bu bakımdan Kübizm, tabiatın yepyeni bir anlayışla değerlendirilmesidir denilebilir. Onlar sanatlarının kaynağını duygudan çok, düşüncede aramışlar, esere düşünceyi katarak empresyonistlerin aksine, ilim yoluyla değil sanat yoluyla sanata varmak prensibini seçmişlerdir.

Kaynakça:

http://tr.wikipedia.org/wiki/K%FCbizm

http://www.ressamlar.gen.tr/fernand-leger-kimdir-hayati-biyografisi/

http://www.moma.org/collection/artist.php?artist_id=6624

http://tr.wikipedia.org/wiki/Fernand_Léger

http://www.tate.org.uk/art/artists/fernand-leger-1488

http://www.wikiart.org/en/fernand-leger

İrem_Abaci_Rapor

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s