Fernand Leger – Kübra Güngör

Fransız ressam heykeltıraş seramikçi film yapımcısı ve tasarımcıdır. Leger kübist harekette öncülük eden ressamlardan biri olarak ün kazandı. Tabloları Pablo Picasso (1881-1973) ve Georges Braque (1882-1963) gibi kübist ressamların eserlerinden daha az parçalara ayrılmıştır. Formların kontrastı başlıklı kurumsal çalışmalarından oluşan bir seriyi 1913 yılında tamamladı. Kıvrımlı şekillere olan saplantısı nedeniyle, düz yüzeyleri ve üç boyutlu formları çalıştığı bu seri ile kendisine ‘Tubist’ takma adı verildi. Leger 1. Dünya Savaşı’nda görev aldı ve bu sırada birlikte çalıştığı insanlar, resme olan yaklaşımını etkiledi. Resimlerin sıradan izleyiciler için anlaşılır olabilmesine çalıştı. Savaştan sonraki çalışmaları, içerik ve form bakımından daha mekanikleşti. Stil mekanik parçaların hassaslığını ve parlaklığını içeriyordu.

Leger pürist hareket ile de ilgilendi. Bu akım duygulardan ziyede biçimsel kompozisyonları kullanmayı tercih eden ‘matematiksel lirizm’e önem veriyordu. 1923-1924 yılları arasında Amerikalı ressam ve fotoğrafçı May Ray (1890-1977) ile birlikte Le Ballet Mechanique adlı kurumsal bir film üzerine çalıştı. İnsanlar için geliştirdiği sanat üzerine olan düşünce çizgisi ile savaş yıllarında sinema ve tiyatro için duvar resimleri ve tasarımlar üretti. 2. Dünya savaşı süresince Amerika’da yaşadı ve Kaliforniya’da sanat eğitimi verdi. Bu süreçte çalışmalarının ana konusu bisikletçiler ve akrobatlar oldu. Çalışmalarındaki koyu siyah kontürler, koyu renkler ve dikdörtgenler ile silindirik formlar arasındaki kontrastlar hiç değişmedi.

Fernand Leger 4 Şubat 1881’de Fransa’nın kuzeyinde Normandiya bölgesindeki Argentan’da doğdu. Çiftliklerinde yetiştirdiği hayvanları satarak geçimlerini temin eden babasının ölümünden sonra, tahsilini Argentan kolejinde, sürdürdü. 1896’da koleji bitirince üç yıl kadar, Caen’de bir mimarın bürosunda çalıştı.

1900 yılında Paris’e gitti. Aynı sene Picasso da İspanya’dan Paris’e gelmişti. Léger, Paris’te yine bir mimarın ve bir fotoğrafçının yanlarında çalıştı. Askerliğini yaptıktan sonra 1903’te Dekoratif Sanatlar Akademisi’ne devam etti. Güzel Sanatlar Akademisi’ne de kaydolmak istediyse de buraya kabul edilmedi. Mecburen bazı özel kurslara devam etti. Bu arada bir fotoğrafçıda rötüşör olarak bir mimarın yanında da grafiker olarak çalışıyordu. Nihayet ilk atölyesini, arkadaşı André Mare ile Avenue de Main’de açtı.

Geçirdiği bir rahatsızlık üzerine 1905 – 1906 yıllarında Korsika’ya gidip nekahat devresini orada geçirdi. Çizdiği bir dizi peyzaj’da Cézanne’ın etkisi altında olduğu görülmekteydi. Paris’e dönünce, başka hiçbir yerde çalışmayıp kendini tamamıyle resme verdi.

Boyutlu, plastik, akıcı, bir renk ve ışık dünyasına girdi. Giderek, Picasso ve Braque’ın yöneldiği Kübizme ilgi duydu. Bu olağanüstü ortamda, kişisel eğilimi, açıklık kazanarak şekillenmeye başladı.

1911’de, Villon, Delaunay, Gleizes, Picabia, ve Kupka ile birleşerek, kübizmin gerçekçiliğine karşı, salt bir geometri ve ışık boyutunu öngören bir grup meydana getirdi.

Birinci Dünya Savaşı çıkınca grupları dağıldı ama, elde ettiği tecrübeler Léger’in sanatına yepyeni bir teknik uygulama zorunluluğu verdi. Herkes gibi Femand Léger de silâh altına alındı ve Argonne cephesine sevk edildi. Verdun’de savaşırken cephede kullanılan zehirli gazdan zehirlenerek bir süre hastanede yattı.

1920’lerde, La Corbusier’le tanıştı. Aralarında bir dostluk ve çalışma beraberliği doğdu. Eserlerinde, hacimler, kesin kitleler ön plana geçti, boşluklar aralar ortadan kalktı. Resmi, büyük bir gerilim ve dinamizm kapladı. İnsanlar, kişisel duygularından arınarak, kımıldayan, hareket eden, gerçek ilişkileri olan bir görünüş kazandılar.

Léger, tablolarının, bir fikir veya bir duygu kaynağı değil, gerçekten var olan somut ve canlı bir kitlenin, sembolü olmasını diledi. Derinliğine incelediği, tek renk tonlarına yöneldi. Enerji, denge ve madde unsurlarını aynı değerde canlandırmayı yeğledi. Onun için, madde hiçbir zaman cansız, duygular hiçbir zaman soyut olmadı. Her hareketi, hareketi yaratan maddeye kenetledi. Neşenin de, hüzünün de bir ağırlığı olduğuna, bir güce bağlandığına inandı.

1924’te, «Mekanik Bale» adlı ilk filmini çevirdi. Sorbonne’da, Collège de France’da Berlin’de hatta Corbusier ile gittiği bir seyahat dönüşünde «Paris II» isimli transatlantikte konferanslar verdi, çeşitli duvar panoları yaptı.

1935’te Léger büyük bir başarıyla eserlerini, New York Modern Sanat müzesinde sergiledi. Nelson A. Rockefeller’in New York’taki dairesinin dekorasyon işini üzerine aldı.

Fransa’ya dönünce bilhassa dekorasyon işleriyle ilgilendi. 1940’da memleketi Almanlar tarafından işgal edilince tekrar Amerika’ya gitti ve 1945 başına kadar orada kaldı ve Yale Üniversitesi’nde ders verdi.

1945’te Fransa’ya dönünce bazı politik olaylara katıldı, tertiplenen gösteri yürüyüşlerinde onların saflarında yer aldı. Bu arada resimden ziyade mimari dekorasyon işleriyle ilgilendi.

1949’da Paris’teki Modern Sanat Müzesi’nde eserlerinden müteşekkil büyük bir sergi açıldı. Ertesi yıl biraz daha küçük çapta olmak üzere Londra’daki Tate Gallery’de de bir sergi açtı.

Belçika’da bir seri konferans verdi. Flaman Kraliyet Akademisi’ne üye seçildi. New York’taki Birleşmiş Milletler binasına büyük bir pano çizdi.. 17 Ağustos 1955’te öldü.

Kaynakça:   http://www.artacademy.com.tr/ressamdetay.aspx?resID=131

http://www.ressamlar.gen.tr/fernand-leger-kimdir-hayati-biyografisi/

Leger’ in hayatındaki dikkatimi çeken en belirgin nokta hacimlere çok fazla önem vermesi oldu. Doluluklar, maddeler, hacimler onun sanata bakış açısında önemli bir konu  bence. Bunları da geometrik şekillerle ortaya çıkarmış. Duyguları bile geometrik şekillerle  ifade etmeyi seçmiş. Ben de yaptığım etkileşim alanını geometrik formlarla şekillendirmeye çalıştım. Mekana giriş dairesel bir alana giriş ile başlıyor. Sürekli bir daire çizilerek içteki daireye ulaşılıyor. Sergilenmek istenen objeler mekanın karşılıklı iki duvarından dıştakine asılıyor. Bu şekilde dikkatler tek bir yön üzerinden ilerlerken içteki dairenin sonuna geliniyor. Burada başlayan merdiven merakı arttırarak kişiyi yukarı davet ediyor. Kişi belli hacim ve kütlelere sahip basamakları kullanarak ve hissederek üst kata geliyor. Üst katın bir cephesi açık ve ilk olarak gezilen sarmal yapıyı görüyor. Kişi buradan fark ederek veya edemeyerek yaylar çizerek geçmiş olduğu daireyi, asıl maddeyi gözlemleyebiliyor. Diğer cephede de yine sergilenmek istenen objeler var. Bu objelerin sergilendiği duvarlar önlü arkalı, böylelikle hacim duygusu oluşturuyor. Sonrasında üst kattan bir rampa yardımıyla aşağıya inilebiliyor. rampanın kıyısındaki dikdörtgen kütlelerde yine çeşitli sergilemeler var ve bunlar sadece duvardan değil dikdörtgen prizma şeklindeki duvarlardan oluştuğu için yine bir hacim, kütle vurgusu ön planda. Bu rampanın sonu yer altındaki bir odacığa varıyor. burada sergilenen bir şey yok oda boş ama küçük bir oda olduğu için yer altındaki doluluğu simgeliyor. Duvarların arkası öyle dolu ki ancak bu kadar boş alan yaratılabildi hissi vermek için yapılan bir yapı.Yolculuk burada bitiyor. Şu ana kadar geri dönüşe teşvik edecek bir imge kullanılmadı, ama burada ileri gidiş sağlanamadığı için geri dönülmek zorunda kalınıyor ve bu anlamlı, etkileşimli yolculuk tersine tekrar yapılıyor. Bunun sonucunda kişi tüm bu kurguyu algılamaya çalışıyor ve olayın içine giriyor. Mekanımın adı  MUTLAK DOLUNUN ARANIŞI oldu.

KÜBRA GÜNGÖR

FERNAND LEGER KÜBRA GÜNGÖR

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s