Lissitzky – Rana Kamiloğlu

Lasar Morduchowitsch Lissitzky 23 Kasım 1890’da Rusya Potschinok’da doğmuştur. Erken yaşlarda sanata ilgi duymuş liseden sonra Almanya Darmstadt Teknik Yüksek Okulu’nda eğitimine devam etmiştir. Sanat hayatının bu ilk dönemlerinde uzun ve geniş kapsamlı yolculuklara çıkmış mimarisiyle ilgilendiği yapıları gezmiştir. 1918 yılında mimar-mühendis olarak diplomasını alan Lissitzky’nin bu yıllardaki esas etkinliği devrimden sonraki ortamda filizlenen Yahudi Rönesansı’nın, sağlanan yeni özgürlüklerle bağdaşması ve ulusal bir kişilik kazandırılması alanındaydı. Bu dönemde Lissitzky Yahudi basımevleri için illüstrasyonlar, kitap kapakları ve amblem çalışmaları yapmaktadır. 1917 devrimini izleyen yıllarda çeşitli Sovyet sanat komitelerinde görev almış ve Moskova Kızıl Meydan’da taşınacak ilk bayrağın tasarımını üstlenmiştir.

Lissitzky’nin organik büyüme ve gelişmeye ilgi duyması onun doğal gelişme ve biyolojik süreç karşısındaki  hayranlığını da açıklamaktadır. Döllenme, gebelik ve çocuktan yetişkin insana değin uzanan doğal ve biyolojik gelişmeye saygı duymakta ve hayret etmektedir. Bu nedenle hiçbir avangart sanatçıda görülmediği kadar, insanoğlunun gelişme ve büyümeye en açık olduğu çağa yani çocukluğa çok büyük bir ilgi beslemekte ve onlara yönelik birçok eser vermektedir. Lissitzky bu sebeple çocuk kitapları üzerinde çalışmıştır. Üçü yayımlanabilen “Kindergarten” (Çocuk Bahçesi) adında on bir kitaptan oluşan çocuk kitapları dizisi bu dönemin eserleridir.

Lissitzky Kazimir Malewitsch’in kendi geliştirdiği iki boyutlu, renkli, sayıca çizgisel ifadelere ağır basan formların, hareketsiz, beyaz, tarafsız bir zemin üzerine serpiştirilmesinden oluşturduğu Süprematizm akımından etkilenmiştir. Bu akıma göre resim düzleminde kareler ve dikdörtgenlerle dinamik düzenlemeler yapılıyor, bunlar hem katıksız bir ifadeyi hem de sonsuz ve kozmik bir mekanda dalgalanan dünyevi ve manevi formları şekillendiriyorlardı. Renk skalası çok geniş, içinde eğriler, köşegenler, tekil elemanlar, hatta bazen edebi ifadelerin de yer aldığı bu metot, resme oldukça esnek bir yaratım sistemi getiriyordu. Altı yıl boyunca çalışmalarını bu noktadan başlatarak kendi soyut sanatını oluşturmuş ve yapıtlarını PROUN olarak isimlendirmiştir. PROUNlar kendi aralarında farklılıklar göstermekle birlikte, kabaca iki ya da üç boyutlu birçok farklı geometrik cismin bükülmez bir yüzey üzerinde, alışılagelmiş ve beklenen mekânsal ilişkilerin tersine kurulmuş, yerçekimi kurallarının bu sonsuz PROUN dünyası içinde ihmal edildiği düzenlemelerdir. Üst üste ve iç içe geçen formlardan biz, dengenin bozulduğunu, mekânın deforme olduğunu ve resim düzleminde potansiyel bir hareketi sezeriz. Kullanılan kontrast formlar, ölçek ve doku bu dinamik gerilimi artırır. PROUNlar resmin gerisindeki sonsuzluktan çok, resim yüzeyinden dışarı doğru fırlayan bir mekân yaratırlar.

Kendi şiirsel açıklaması şöyledir; “PROUN: resimlenmiş ve onları yapan sanatçıların cesetleriyle gübrelenmiş toprak üzerinde oluşur. Sanatçı, yeniden değerlendirilen malzemenin ekonomik inşaasıyla şekillenen resminde, artık resimsel tasvirden öte, bizi içine çeken bir mekân, etrafında dolaşılabilen, altından ve üstünden bakılabilen bir yapı oluşturacaktır. Artık o, bir kopyacı olmaktan çıkıp nesnelerin yeni dünyasının kurucusudur. PROUNların sonuçları sadece dar bir uzman çevre tarafından değerlendirilip, anlaşılacak bilimsel örnekler doğurmaz, yaşayan göreceli cisimler ortaya koyar. Bunların etkileri ne ampermetre ne de monometreyle ölçülebilir.” Lissitzky PROUNu saran bu belirsiz anlatımı hep korumuştur. O bunu sanatçının sürekli varlığı ve yaratıcı payı için bir garanti olarak değerlendirmektedir.

Ayrıca Lissiztky Berlin’de açtığı kişisel sergisi için bir PROUN odası kurmuştur. Burada kimi zaman mimari verilere uygun kimi kez de ters olarak yerleştirilen, bazı ögelerin diğer duvar yüzeyine taştığı PROUN biçimleriyle izleyici ilk defa açık, seçik, dingin ancak enerji dolu ve salt yapı elemanlarından oluşan bir dünya içine çekilmek isteniyordu.

Ben de kendi maketimde kubbe şeklindeki yapıyı etkileşim alanım olan BOYUT SALONU’nun giriş kısmı olarak tasarladım. Lissitzky de hayatın başlangıcına önem verdiğinden ve bu ona sonsuzluğu çağrıştırdığından bu kısmı gökyüzünü andıran bir kubbe şeklinde gerçekleştirdim. Bu kubbenin içinde Lissitzky’nin sanat anlayışının temel ögesi olan PROUNların tuvalden çıkıp iki boyuttan farklılaştığı bir PROUN ODASI sergilenecek.

Ayrıca Lissiztky’nin kullandığım eserindeki geometrik formları sağlaması açısından bir kare bir dikdörtgen şekli kullandım. Kare olan salon da kubbe girişten sonraki sergi salonu işlevi görüyor. Kare salondan çıkan izleyiciler cam bölmeye yerleştirilmiş eserleri izlerken aynı zamanda camın arkasındaki hareketin de farkına varıyor. Bir nevi sergi alanındaki diğer bireylerle de etkileşime girmiş oluyor. Bu bölümden sonra dikdörtgen formundaki alana geçiliyor. Burası İnteraktif Sanat Alanı olarak kullanılıyor. Burada sergiye gelenler duvarlara isteklerine göre çizim yapabiliyor yazılar yazabiliyorlar. Bu sayede onlar sergide bir iz bırakmış olurken aynı anda izleyenler de kendilerini sergiyle bütünleşmiş hissediyorlar.

Son olarak Lissitzky’nin eserlere farklı açılardan bakma güdüsüne uygun olarak tuvallerin ve tuval dışına taşmış PROUNların rahat izlenebilmesi için iki katlı bir platform tasarladım.  Burada izleyiciler eserlere farklı bir açıdan bakacak ve aynı zamanda dinlenirken birbirleriyle etkileşime girebilecekler.

KAYNAK:

Grafik Sanatları Üzerine Yazılar, Aralık, Sayı 14, MATAŞ

http://m.friendfeed-media.com/6ca6bea65bfbe20e2a398c491b05c58a8c430123

RanaK.Lissitzky

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s